Benim için her yeni gün, bitmiş bir rulo kağıdın, eski bir kumaş parçasının veya doğadan gelen bir taşın potansiyelini keşfetmekle başlıyor. Birçoğu için "atık" ya da "eskimiş" olan şeyler, benim masamda yeni bir hikayenin kahramanına dönüşüyor. DIY (Do-It-Yourself) kültürü benim için sadece bir şeyler tamir etmek değil; eşyaların ruhunu özgürleştirmek demek.
Elinizdeki malzemeye dokunmak, onu kesmek, boyamak ve sonunda ortaya somut bir eser çıkarmak muazzam bir terapi. Bir şeyi dönüştürürken aslında kendimi de dönüştürüyorum; sabrı, detaylara bakmayı ve kusurların içindeki güzelliği görüyorum.
Etrafımdaki dünyaya bir eşya yığını olarak değil, birer potansiyel sanat eseri olarak bakıyorum. Çünkü biliyorum ki; doğru dokunuşla her şey yeniden doğabilir.

Günün akışına göre masamda farklı dünyalar kuruyorum:
Bazen küçücük boncuklarla sabır gerektiren bir kolye örüyor, bazen de tel kırma teknikleriyle modern ve özgün takılar tasarlıyorum. Kendi takımı takmanın verdiği o "bunu ben yaptım" gururu paha biçilemez.
En sevdiğim alanlardan biri! Eski bir cam şişeyi dekoratif bir vazoya, modası geçmiş bir ceketi ise bambaşka bir çantaya dönüştürmek... Bu süreçte sadece üretmiyor, aynı zamanda sürdürülebilir bir yaşama katkı sağlıyorum.
Her gün yeni bir teknik denemek, malzemelerin sınırlarını zorlamak ve standart olanın dışına çıkmak benim en büyük motivasyonum.
